Anasayfa

>a>>>>>Lâdikli Âşık Ahmet Hüdâî (Ahmet ELMA, Erhan KAYA)

Lütfen Yazıları Doğru Okumak için Sayfayı İnternet Explorerda Görüntüleyiniz

HAK AŞIĞI AHMED HÜDA’İ DİVAN’I


Yüzlerimi sürsem Bâb-ı Selâm’a

      Hidayet yolunda hakkı bulana

            Deryadır bu sözler ibret alana

            Medet medet der de yanar bu gönül

 

1.  Ravza 2.  Gecelerde Doğar Nur-u Muhammed 3. Medet 4. Hüdâî
5. Derdimin Dermânı Sensin Muhammed 6. Nereden Hisse Alacan 7. Gönül Sana Demedim mi? 8. Dağların Mecnunu oldu Bu Ahmed
9. Âşığım Muhammed'e Derdi 10. Hikmete Bak 11. Hazırız Emrinize 12. Nerde Olur
13.  Mevlânâ 14. Çareni Ara 15. Yaa Rabb 16. Kabir Ahvâli
17. Konya 18. Beratların Alsın Diye 19. Bilir 20. Kalpteki Nûr-u İlâhi
21. Çıkıp Yollarına Bekler Bu Ahmed 22. Bülbül Gibi Feryad Eder 23. Kalpten Eyledi Zuhurat 24.  Hüdâ'nın Nehyinden Harice Çıkma
25. Muhammed'i Halk Ettin Nur'dan 26. Heva-yı Nefsine Uyma 27. Mevlâ'na Gel 28.  Medet Yâ Muhammed Ben Sana Geldim
29. Beklerim Mevlâ'dan Derdime Çare 30. Kulların Maksudu Sensin 31. Gönül 32. Ni'deyim Cemâlin Ben Görmeyince
33. Hidâyet Sahibi Hüdâ'm 34. Allâh'ım 35. Kerbela 36. Miraç
37.  Cihan Emrindedir Senin Allah'ım 38. Bir Üstad'dan Okumadım 39. Mağara-yı Dem 40. Hakk Hitâbı

 

 

                                                                                                 

ŞİİRLERİ HAKKINDA

 

Şairler, şairlikleri ve yetişmeleri açısından farklı özellikler gösterir. Bir kısım şairler, doğuştan şiire meyilli ve yeteneklidirler. Çevre şartları uygun ve kendileri de bu işe alâka gösterirlerse güzel şiirler ortaya koyabilir ve iyi bir şair olabilirler. Bu tip şairlerin çok fazla eğitimli olmasına da gerek yoktur. Ancak okuma ve uğraş sonucu kendilerini yetiştirenleri de vardır.

Diğer bir kısım şairlerin ise doğuştan böyle bir yeteneğe sahip olduklarını tam tespit edemesek bile, çevresindeki şair ve ozanların etkisinde kalarak, onları taklit ederek, nihayet onlar gibi çalıp söylemeye, özgün eserler vermeye başladığını müşahede ediyoruz. Burada bir tür pratik eğitim göze çarpıyor. Bu şairlerin böyle bir pratik eğitim aldıklarını ve hatta şiir kitapları okuduklarını söylememiz gerekir.

Başka bir şair tipi ise yine böyle bir ırsî yeteneği olmamakla birlikte şiire ilgi duyan, bu ilgiyi devam ettiren, şiir ve şiirle ilgili kitapları okuyan, göz ve kulak âşinalığı sonunda taklidî şiirler yazan ve bunları geliştiren, güzelleştiren ve sonunda özgünleşen şairlerdir. Bunların yetişmesinde en önemli unsur eğitim almaları ve okumalarını devam ettirmeleridir. Bu tarz şairler, şiirin sanat ve teknik yönünü diğerlerinden daha iyi bilirler.

Hele bir de –benim tâbirimle- ilhamî şairler vardır ki bunların şiire başlamaları, şiir söylemeleri, hiçbir yaş şartı olmadan ansızın gerçekleşir ve genellikle ölünceye kadar devam eder. Böyle kimselerin şiire başlamaları olağanüstü bir durum sonucu meydana gelir. Çok sevdiği birini, bir yakınını kaybeder; başına büyük bir hastalık veya musibet gelir; yaralanma, bayılma veya uykuya dalma neticesinde üçlerin, yedilerin, kırkların, âşıkların veya pîrinin elinden “aşk dolusu bir bâde, bir kâse” içer, ve buna benzer şeyler...

Artık çevresinin de fark edeceği ve şaşıracağı bir biçimde ölçülü ve kafiyeli sözler söylemeye, dertlerini ve duygularını manevî bir atmosfer içindeymiş gibi ifâde etmeye başlarlar.

Bu girizgâhtan sonra, Lâdikli Ahmet Ağa’mızın da bu son kısım şair tiplerine girdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Onun böyle şâirâne terennümleri, askerlik esnasında girdiği bir çarpışma sonunda yaralandığı zaman, hocasının ikram ettiği “aşk şerbeti”ni içtikten sonra başlar ve devam eder. (Ben senin ışkını genç iken içtim.) Artık ölünceye kadar bütün duygu ve düşüncelerini, gördüğü ve vâkıf olduğu şeyleri, ıstırap ve kederlerini en önemlisi “ışk”ını ve “yangınlık’ını hep şiirleriyle (beyitleriyle) dile getirmiştir. (Kalp evinde bir melek var, durmaz ışkı söyletir)

Hikmet-i ilahî ümmî olan ve

 

         Bir üstaddan okumadım yol nedir erkân nedir

         İlm-i zahir okumadım kalpteki burhan nedir

 

diyen Ahmet Ağa’nın ağzından çıkan sözler yine ilâhî hikmet gereğince şiir formatlarına uygun, ölçülü ve kafiyeli bir hâl almıştır. 11 heceyle söylemeye başladığı zaman ardı sıra gelen bütün mısralar 11, 15’li söylemeye başladığı zaman bütün mısralar 15’li devam etmiştir.

Kafiye konusunda da hiç sıkıntı çekmemiş, redifli redifsiz bütün kafiye çeşitlerini rahatlıkla kullanmıştır.

1969 yılında rahmet-i Rahmana kavuşan Ahmet Ağa’nın şiirlerini muhtelif kaynaklardan elde edebiliyoruz. 1947 yılında Ahmet Ağa’nın bilgisi dışında, 48 sayfalık bir kitap yayınlandığını görüyoruz. (Bozkurt Basımevi, İstanbul). Kitabın içerisinde kendisine ait olmayan siyasi içerikli şiirler olduğu için bu kitabı toplattırıp yaktırmıştır. Ahmet Ağa, şiirlerinin sağlığında bir kitap olarak basılması taraftarı değildi.

Vefatından sonra Ahmet Ağa’nın torunu ve değerli hocamız Ahmet Elma, yukarıdaki eserden, kendi yazdıklarından ve ezberlediklerinden, odaya gelip de şiir notu tutanlardan, birkaç tane ses kasetinden ve yakınlarının, sevenlerinin ezberlerinden derleyerek bir kitap meydana getirmiştir. Hocamızın bu yayınından sonra, çoğunluğu bu kitaptan alınma muhtelif yazarlar tarafından –Ahmet Ağa’ya ait olmayan bazı şiirler de ilave edilerek- birçok kitap basıldığını görüyoruz.

Ahmet Ağa’nın şiirleriyle ilgili en sağlam kaynak, hiç şüphesiz kendi sesinin kayıtlı olduğu teyp kasetleridir. Ancak bunlar birkaç tanedir ve içinde muhtelif şiirlerinden seçme parçalar vardır. Buradaki şiirlerden yola çıkarak, onun şiirleriyle ilgili bazı değerlendirmelerde bulunmak gerekir. Bu kayıtlı şiirlerde 11(6+5), 15 (8+7) ve 16 (8+8)’lı hece ölçüsü kullanılmıştır. Mısralar 3–6 arası birleşimlerden (bentlerden) oluşmuştur. Genellikle tam ve zengin kafiye ile söylenmiş, kimi zaman bütün mısralar kendi içinde kâfiyeli, kimi zaman son mısraı farklı kâfiyeli, kimi zaman da bir veya iki mısraı nakarat olarak kullanılmıştır. Aynı mısraın bazan farklı şekilde söylendiğini de görüyoruz. Bu durumda ikisinden birini tercih ederek diğerini yazmadık.

Ancak teyp kasetinde bulunmayan şiirlerinde ise birçok sorunlarla karşılaşmaktayız. Özellikle ölçü hususunda –hâlâ da düzeltemediğimiz- birçok eksiklik ve fazlalıklar mevcut. 11’li hece ölçüsüyle yazılmış olduğu görülen şiirlerinin bazı mısraları ara sıra ölçüyü tamamlayamamakta ya da taşırmaktadır. Bu durum diğer ölçüler için de geçerlidir. Yazı veya ezberlerden derlenen şiirlerdeki bu uygunsuzluklar, tamamen yazanın, ezberleyenin ve nakledenin kusuru olmalıdır. Yoksa yukarıda da söylediğimiz gibi Ahmet Ağa’nın kendi sesinden dinlediğimiz şiirlerinde bu tarz uyumsuzluklar yoktur. Ayrıca bu şiirler farklı zaman ve mekânlarda söylendiği ve farklı kişiler tarafından dinlenip veya yazılıp bize aktarıldığı için dörtlüklerin veya bentlerin mantıkî / doğal sıralamasını tespit etmek güçleşmiştir. Bu yüzden yaptığımız sıralamalarda bazı sıkıntılar ve tarafımızdan yapılan tasarruflar olabilmektedir.

Yine bu derlenen şiirlerinde yukarıdaki ölçülerden başka 8 heceli şiirler de bulunmakta ancak en çok 11’li hece kullanılmaktadır. Bentlerdeki mısra sayısı bazan 7 ve 8’e kadar çıkmakla birlikte daha çok tercih edilen dörtlük olmuştur.

Şiirlerinde konu olarak Allâh sevgisi, inancı; kâinattaki her şeyin O’nun varlığına ve eşsizliğine delil olması; Peygamber aşkı, özlemi, Ravzasının kendisine verdiği ilham, ashabının ve torunlarının sevgisi, Kerbela olayı; hocasına olan bağlılığı; gezip gördüğü, ziyaret ettiği, savaştığı yerlerin üzerinde bıraktığı tesirler ve son olarak da müslümanların dünya ve ahiretleriyle ilgili nasihat gibi konular işlenmiştir.

Ahmet Ağa’nın şiirlerinde en önemli noktalardan birisi de, onun bir Lâdikli olarak şiirlerini Lâdik (Konya) ağzıyla söylemiş olmasıdır. Bu konuda bizim uygulamamız şöyle olmuştur: Ölçüyü ve kafiyeyi bozmayacak kelimeleri yazı Türkçesine (İstanbul Türkçesi) uyarladık. Ancak böyle bir bozulma olacaksa kelime ve ifadeyi aynen koruduk. Lâdik’e has ve yabancı kelimeler için eserin son kısmına küçük bir lügatçe koyduk. Ara sıra ifadenin veya kelimenin anlaşılması için nazal n veya sağır kef dediğimiz sesi ifade için “ň” harfini kullandık.

Kafiye kurma konusunda da Lâdik ağzından kaynaklanan bazı durumlar vardır. Sert sessizlerden bazılarının (p,ç,ş,t,k) kafiye olarak kullanıldığını gördük. Ç ve ş seslerinin söylenişi bu ağızda pek farklı değildir. Yine r ve l sesleri de kafiye olarak kullanılmış, geniş zaman ekindeki r sesi kendisinden sonra gelen çokluk eki –ler’in ilk harfinden etkilenerek l’ye dönmüştür. Şiirler okunurken bunun gibi bazı kullanımlar göz önünde bulundurulmalıdır.

Ahmet Ağa ile ilgili yanlış bir algılama neticesinde şiirlerinden çok menkıbeleri ön plâna çıkmıştır. Allâh dostu bir velinin, yine O’nun izniyle bir takım kerametlere nâil olmasından daha doğal ne olabilir? Ancak Ahmet Ağa’nın en büyük kerameti, bir ümmi olmasına rağmen birçok hikmetli bilgilerle dolu, ilgili ölçülere uygun şiirler söylemesidir.

Yukarıda ifade ettiğimiz, şiirdeki bir takım noksanlıkların, elimizdeki birçok el yazması metinler yeni yazıya aktarıldıktan ve sevenlerinden yapacağımız sözlü derlemelerden sonra telafi edileceği inancındayız.

 

Şimdi sizleri bu şiir deryasıyla baş başa bırakıyoruz.

 

 

 

 

1.  RAVZA  (Yukarı)

 

Kimler yaptı bu Ravza’nın yapusu

Melâkeler açtı tavaf kapusu

Hacerül-esved’in güzel kokusu

Açın bu Ravza’yı habibi de var

Cümle dertlilerin tabibi de var

 

Ravza’na bakmaya insan mı kanar

Işkından içenler böyle mi yanar

Ebubekir Ömer hem Osman da var

Açın bu Ravza’yı habibi de var

Cümle dertlilerin tabibi de var

 

  Bu Ravza’da vardır yeşil direkler

     Saçaklara dolmuş bütün melekler

            Burda kabul olur duâ dilekler

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

           

         Halkı saf bağlayıp na’tler okurlar

            Sokakları kokar türlü kokular

         Enbiya evliya burda yatırlar

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

         Cümle dertlilerin tabibi de var

 

                      Hep âşık olanlar murada irmez

            İzin gelmeyince Ravza’na girmez

         Işkından içenler kendini bilmez

         Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

         Ben senin ışkını genç iken içtim

         Şimdi mecnun olup dağlara düştüm

            Terk ettim dünyayı, dünyadan geçtim

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Zümrütten yakuttan yapısı da var

            Besmele yazılmış kapısı da var

            Senin ümmetinin hepisi de var

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Gecelerde eser senin yillerin

            Hakikatten açan senin güllerin

         Ümmetine şifa olan dillerin

         Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Bir mekânım vardır bilmem ki nerde

            Işkından içeli uğradım derde

            Nurunu ararım semada yerde

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Çıkarım dağlara yol vermez dağlar

            Yüz tutup Mevlâ’ya sıdk ile yalvar

            Ol Fatma-yı Zehra validem de var

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Ravza’nın içinde zahitler dolu

            Ol Mevlâ’m yolladı bu âciz kulu

            İsyanım sorarsan defterler dolu

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Ol Ravza’yı gördüm ettim kıyamı

            Yeryüzüne saçtım gülü reyhanı

            Senin nurun aydınlattı cihanı

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

  

            Bilirsin cismim hep sana söylerim

            Ol kapından gitmez kara yüzlerim

            Boran gibi yaşlar saçan gözlerim

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Enbiya evliya makamı bildir

         Oku Kur’an’ını ahkâmı bildir

         Sana ümmet olmak bir gonca güldür

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            İstemem dünyayı cihanı versen

            O asi Ravza’ma girmesin dersen

         Vazgeçmem ben senden kabire girsem

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

         Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Nice armağanlar verdiler bana

            Ümmetinden selâm getirdim sana

            Allâh’ın aşkına rahmeyle bana

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

             Yangınlar yanar da dumanı nerde

            Işkın ateşi var kaynıyor serde

            Kalkmayınca görmez gözdeki perde

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

            Uzaktan yakından sana gelirler

         Onu tavaf ettirirler deliller

         Sorun bu Ahmet’i orda bilirler

            Açın bu Ravza’yı habibi de var

            Cümle dertlilerin tabibi de var

 

 

 

 

            2.GECELERDE DOĞDU NUR-U MUHAMMED   (Yukarı)

 

               Bir hakikat nuru bu kalbe vurdu

               Mevlâ’m Mevlâ’m diye kıyama durdu

               Tecelli eyleyen nuru ararım

               Hangi beldelere ziyası vurdu

 

            Ol Muhammed nuru teccelli ider

            Mağribe meşrika ziyası gider

            Mevlâ kullarına ne ihsan ider

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Evvel-i âlemde yazılmış yazı

            Haktan hakikatten ayırma bizi

            Ne hoş yaratmışsın gece gündüzü

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Çok nasihat duydum kalmadı serde

            Mevlâ demeyince kalkar mı perde

            Beklerim Mevlâ’dan hidayet nerde

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Kimse kâdir olmaz vasfın itmeye

            Uzaklardan geldim görüp gitmeye

            Bülbüller başlamış feryad itmeye

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

            Bu yalan dünyada ne sefa sürdüm

            Temiz tâhir iken isyana girdim

            Âlem-i ervahta ne ahit virdim

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Bu yalan dünyada sürmedim sefa

            Bu dünya kimseye eder mi vefa

            Hani o Süleyman nerde Mustafa

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Bu aşkın zevkine insan mı kanar

            Bir kürsü kurulmuş kandiller yanar

            Evliya enbiya safları da var

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Ol dostların gelir Hint’ten Yemen’den

            Sana âşık olan geçer mi senden

            Ravza’sına soruň, memnun mu benden

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Duymadın mı gönül mahşer var dirler

            Dürülüp semalar atılır yirler

            Okunup defterler hesap virirler

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

             Çok ahitler verdim, adam olmaya

            Aktı gözyaşlarım, döndü deryaya

            İlticalar ettim ulu Mevlâ’ya

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Şu esen yellerin reyhanına bak

            Yıldızlar doğdu mu, attı mı şafak

            Şu yatan ümmetin gafletine bak

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            İsâ’nın Musâ’nın bastığı yerler

            Enbiya evliya orada derler

            Salih’in devesin n’itdiniz çöller

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Kumları savrulup çölleri yanar

            Acıdır suları insan mı kanar

            Görmelere şâyan ne kavimler var

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Kimi feryad eder kimisi ağlar

            Şehitler yaresin hûriler bağlar

            Musâ’nın Tûr’udur karşıki dağlar

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Kumlara boyandı şehitler kanı

   Veren alır imiş bu tatlı canı

               Nelerden kurtarır Mevlâ insanı

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Zümrütten yakuttan kasırları var

            Selsebil ırmağı, suları çağlar

            Muhammed nuruna bu cihan ağlar

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

   Semayı devreder şu çark-ı felek

               Saflar bağlamışlar, kıyamda melek

            Ravza’nın üstünde bir nurdan direk

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Muhammed adın mağrip maşrık anardı

            Aç gelen kervanlar burda kanardı

            Eskiden bu çöller böyle yanardı

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Bir virana geldim baykuşlar ötmez

            Çöllerin hayali kalbimden gitmez

            Bu yanan çöllerde ot bile bitmez

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Dertliyim derdimin çaresi nerde

            Pervaneler gezer gittiğim yerde

            Beni bu hâllere getiren nerde

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Dertliyim derdimin çaresi yoktur

            Yaratan Mevlâ’da şifâsı çoktur

            Mevlâ’mdan başka sahibim yoktur

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Kimseler bilmez benim işimi

            Bu aşkın yoluna koydum başımı

            Dikmesinler benim kabir taşımı

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Gece gündüz durmaz feryad iderim

            Ümmetim demezsen nere giderim

            Ol ulu Mevlâ’dan hicap iderim

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Beni bu diyardan alıp atsınlar

            Köle diye pazarlarda satsınlar

            Beni Ravza’sına bekçi yapsınlar

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Bezirgânım ben yükümü sararım

            Yollarım korkuçluk çare ararım

            İsyana batmışım neye yararım

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Alıp defterimi okuyup durma

            Gizli sırlarımı ayana vurma

            Bu fâni dünyada eğlenip durma

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Bahreyin’den doğru yelleri essin

   Aşk-ı Muhammed'e yananlar gelsin

               Tabipler toplayın derdimi bilsin

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

           

            Surları vurulup dürülür haylar

               Karışır atılır deryalar dağlar

            Herkes kabirinin üstünde ağlar

               Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Yağmurlar yağar da engine akar

            Bu ışkın ateşi derûnu yakar

            Göz uykuya doymaz şafağa bakar

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Muhammed nurunu gördün mü dağlar?

            Vadiler sahralar âh çekip ağlar

            Şehitler yaresin hûriler bağlar

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Hakk’ın âşıkları erken uyanır

            Çırpınır yürekler can mı dayanır

            Çiçeklerin rengi gece boyanır

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Ötme bülbül ötme güle mi yandın

            Yoksa âşık mısın erken uyandın

            Hakikat bağının gülleri açmış

            Yoksa onlardan reyhan mı aldın

 

            Ötme bülbül ötme gülün dalından

            Herkes ne anlasın senin hâlinden

            Belki hayırlıdır gece gündüzden

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Ötme bülbül ötme vazgeçme bizden

            Âşık olmayanlar ne anlar sizden

            Belki hayırlıdır gece gündüzden

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Ötme bülbül ötme yolumdan kalmam

            Cihanı verseler istemem almam

            Sen de benim derdimin çaresi olman

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Ötme bülbül ötme kalbimde yare

            Sen de arar mısın derdine çare

               Tecelli eyleyen nuru ararım

               Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Erbâb-ı hakikat seyretmek gerek

               Nuru devran eder, ins ile melek

               Bizi bu dünyadan göçürür felek

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Sahrada yayılır bülbüller öter

            Düzülmüş safları dizilmiş katar

            Erbâb-ı hakikat görmeklik yeter

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Dalamaň yüzemeň deryada n’araň

            Dürr ile mercanı ehlinde araň

            Ol Mevlâ indinde ne işe yaraň

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Nuh’un zamanından haber virdiler

            Nasranî Yahudi şarktan sürdüler

            Müslüman askeri bura girdiler

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Dertlidir derdine bir çare arar

            Ne amel işledin Mevlâ’ya yarar

            Ol mahşer gününde ne sorgular var

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Niçin hizmet eden sen bu güllere

            Mektubumu verdim esen yellere

            Benden selâm söyleň ulu Server’e

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Gafil olma gönül Mevlâ’ya yalvar

            Mevtin acısından bu cihan ağlar

            Muhammed nurunu gördün mü dağlar?

            Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Kur’an’ı halk ettin Levh-i Kalem’de

            Seviye kalmadı cümle âlemde

            Yerlerin göklerin hâkimi sende

            Seherlerde doğdu nur-u Muhammed

  

            Bu yalan dünyanın ne sefası var

            Hani Cercis, hani Habib-i Neccar

            Bu dinin yolunda can verenler var

            Seherlerde doğdu nur-u Muhammed

 

               Bir selam gelmişti safi dostumdan

               Elbisesi vardır hayvan postundan

            Bu dünya gahlesi gitmez üstümden

            Seherlerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Yedi kat semayı bezedi nurun

            Allâh’a kul olursan cemali görüň

            Mağribe meşrika hükm-ü Rasülün

            Seherlerde doğdu nur-u Muhammed

 

            Nasıl olsa uhraya varacak yolum

            İsyanlara battı senin bu kulun

            Yatma gecelerde Mevlâ’yı buluň

            Seherlerde doğdu nur-u Muhammed

           

   Lâleleri açmış suları akar

            Senin hasretindir derûnu yakar

   Ol nur cemaline insan mı kanar

   Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

    Dertliler gelmişler dermanın arar

            Ne amellerim var Hüda’ya yarar

            Nur-u Muhammed’in şefaati var

   Gecelerde doğdu nur-u Muhammed

 

   Yüz tutup Mevla’ya ol Mevla’m derdim

   Temiz tahir iken isyana girdim

   Elestü bezminde ne ahit verdim

   Seherlerde doğdu nuru muhammed

              

 

 

 

3.MEDET   (Yukarı)

 

            Hakikat bağının açmış gülleri

            Hakk’ı tevhit eder durmaz dilleri

            Ol Muhammed enbiyalar serveri

            Medet medet der de yanar bu gönül