|
>a>>>>>Lâdikli Âşık Ahmet Hüdâî (Ahmet ELMA, Erhan KAYA) Lütfen Yazıları Doğru Okumak için Sayfayı İnternet Explorerda Görüntüleyiniz
Hidayet yolunda hakkı bulana Deryadır bu sözler ibret alana Medet medet der de yanar bu gönül
ŞİİRLERİ HAKKINDA
Şairler, şairlikleri ve yetişmeleri açısından farklı özellikler gösterir. Bir kısım şairler, doğuştan şiire meyilli ve yeteneklidirler. Çevre şartları uygun ve kendileri de bu işe alâka gösterirlerse güzel şiirler ortaya koyabilir ve iyi bir şair olabilirler. Bu tip şairlerin çok fazla eğitimli olmasına da gerek yoktur. Ancak okuma ve uğraş sonucu kendilerini yetiştirenleri de vardır. Diğer bir kısım şairlerin ise doğuştan böyle bir yeteneğe sahip olduklarını tam tespit edemesek bile, çevresindeki şair ve ozanların etkisinde kalarak, onları taklit ederek, nihayet onlar gibi çalıp söylemeye, özgün eserler vermeye başladığını müşahede ediyoruz. Burada bir tür pratik eğitim göze çarpıyor. Bu şairlerin böyle bir pratik eğitim aldıklarını ve hatta şiir kitapları okuduklarını söylememiz gerekir. Başka bir şair tipi ise yine böyle bir ırsî yeteneği olmamakla birlikte şiire ilgi duyan, bu ilgiyi devam ettiren, şiir ve şiirle ilgili kitapları okuyan, göz ve kulak âşinalığı sonunda taklidî şiirler yazan ve bunları geliştiren, güzelleştiren ve sonunda özgünleşen şairlerdir. Bunların yetişmesinde en önemli unsur eğitim almaları ve okumalarını devam ettirmeleridir. Bu tarz şairler, şiirin sanat ve teknik yönünü diğerlerinden daha iyi bilirler. Hele bir de –benim tâbirimle- ilhamî şairler vardır ki bunların şiire başlamaları, şiir söylemeleri, hiçbir yaş şartı olmadan ansızın gerçekleşir ve genellikle ölünceye kadar devam eder. Böyle kimselerin şiire başlamaları olağanüstü bir durum sonucu meydana gelir. Çok sevdiği birini, bir yakınını kaybeder; başına büyük bir hastalık veya musibet gelir; yaralanma, bayılma veya uykuya dalma neticesinde üçlerin, yedilerin, kırkların, âşıkların veya pîrinin elinden “aşk dolusu bir bâde, bir kâse” içer, ve buna benzer şeyler... Artık çevresinin de fark edeceği ve şaşıracağı bir biçimde ölçülü ve kafiyeli sözler söylemeye, dertlerini ve duygularını manevî bir atmosfer içindeymiş gibi ifâde etmeye başlarlar. Bu girizgâhtan sonra, Lâdikli Ahmet Ağa’mızın da bu son kısım şair tiplerine girdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Onun böyle şâirâne terennümleri, askerlik esnasında girdiği bir çarpışma sonunda yaralandığı zaman, hocasının ikram ettiği “aşk şerbeti”ni içtikten sonra başlar ve devam eder. (Ben senin ışkını genç iken içtim.) Artık ölünceye kadar bütün duygu ve düşüncelerini, gördüğü ve vâkıf olduğu şeyleri, ıstırap ve kederlerini en önemlisi “ışk”ını ve “yangınlık’ını hep şiirleriyle (beyitleriyle) dile getirmiştir. (Kalp evinde bir melek var, durmaz ışkı söyletir) Hikmet-i ilahî ümmî olan ve
Bir üstaddan okumadım yol nedir erkân nedir İlm-i zahir okumadım kalpteki burhan nedir
diyen Ahmet Ağa’nın ağzından çıkan sözler yine ilâhî hikmet gereğince şiir formatlarına uygun, ölçülü ve kafiyeli bir hâl almıştır. 11 heceyle söylemeye başladığı zaman ardı sıra gelen bütün mısralar 11, 15’li söylemeye başladığı zaman bütün mısralar 15’li devam etmiştir. Kafiye konusunda da hiç sıkıntı çekmemiş, redifli redifsiz bütün kafiye çeşitlerini rahatlıkla kullanmıştır. 1969 yılında rahmet-i Rahmana kavuşan Ahmet Ağa’nın şiirlerini muhtelif kaynaklardan elde edebiliyoruz. 1947 yılında Ahmet Ağa’nın bilgisi dışında, 48 sayfalık bir kitap yayınlandığını görüyoruz. (Bozkurt Basımevi, İstanbul). Kitabın içerisinde kendisine ait olmayan siyasi içerikli şiirler olduğu için bu kitabı toplattırıp yaktırmıştır. Ahmet Ağa, şiirlerinin sağlığında bir kitap olarak basılması taraftarı değildi. Vefatından sonra Ahmet Ağa’nın torunu ve değerli hocamız Ahmet Elma, yukarıdaki eserden, kendi yazdıklarından ve ezberlediklerinden, odaya gelip de şiir notu tutanlardan, birkaç tane ses kasetinden ve yakınlarının, sevenlerinin ezberlerinden derleyerek bir kitap meydana getirmiştir. Hocamızın bu yayınından sonra, çoğunluğu bu kitaptan alınma muhtelif yazarlar tarafından –Ahmet Ağa’ya ait olmayan bazı şiirler de ilave edilerek- birçok kitap basıldığını görüyoruz. Ahmet Ağa’nın şiirleriyle ilgili en sağlam kaynak, hiç şüphesiz kendi sesinin kayıtlı olduğu teyp kasetleridir. Ancak bunlar birkaç tanedir ve içinde muhtelif şiirlerinden seçme parçalar vardır. Buradaki şiirlerden yola çıkarak, onun şiirleriyle ilgili bazı değerlendirmelerde bulunmak gerekir. Bu kayıtlı şiirlerde 11(6+5), 15 (8+7) ve 16 (8+8)’lı hece ölçüsü kullanılmıştır. Mısralar 3–6 arası birleşimlerden (bentlerden) oluşmuştur. Genellikle tam ve zengin kafiye ile söylenmiş, kimi zaman bütün mısralar kendi içinde kâfiyeli, kimi zaman son mısraı farklı kâfiyeli, kimi zaman da bir veya iki mısraı nakarat olarak kullanılmıştır. Aynı mısraın bazan farklı şekilde söylendiğini de görüyoruz. Bu durumda ikisinden birini tercih ederek diğerini yazmadık. Ancak teyp kasetinde bulunmayan şiirlerinde ise birçok sorunlarla karşılaşmaktayız. Özellikle ölçü hususunda –hâlâ da düzeltemediğimiz- birçok eksiklik ve fazlalıklar mevcut. 11’li hece ölçüsüyle yazılmış olduğu görülen şiirlerinin bazı mısraları ara sıra ölçüyü tamamlayamamakta ya da taşırmaktadır. Bu durum diğer ölçüler için de geçerlidir. Yazı veya ezberlerden derlenen şiirlerdeki bu uygunsuzluklar, tamamen yazanın, ezberleyenin ve nakledenin kusuru olmalıdır. Yoksa yukarıda da söylediğimiz gibi Ahmet Ağa’nın kendi sesinden dinlediğimiz şiirlerinde bu tarz uyumsuzluklar yoktur. Ayrıca bu şiirler farklı zaman ve mekânlarda söylendiği ve farklı kişiler tarafından dinlenip veya yazılıp bize aktarıldığı için dörtlüklerin veya bentlerin mantıkî / doğal sıralamasını tespit etmek güçleşmiştir. Bu yüzden yaptığımız sıralamalarda bazı sıkıntılar ve tarafımızdan yapılan tasarruflar olabilmektedir. Yine bu derlenen şiirlerinde yukarıdaki ölçülerden başka 8 heceli şiirler de bulunmakta ancak en çok 11’li hece kullanılmaktadır. Bentlerdeki mısra sayısı bazan 7 ve 8’e kadar çıkmakla birlikte daha çok tercih edilen dörtlük olmuştur. Şiirlerinde konu olarak Allâh sevgisi, inancı; kâinattaki her şeyin O’nun varlığına ve eşsizliğine delil olması; Peygamber aşkı, özlemi, Ravzasının kendisine verdiği ilham, ashabının ve torunlarının sevgisi, Kerbela olayı; hocasına olan bağlılığı; gezip gördüğü, ziyaret ettiği, savaştığı yerlerin üzerinde bıraktığı tesirler ve son olarak da müslümanların dünya ve ahiretleriyle ilgili nasihat gibi konular işlenmiştir. Ahmet Ağa’nın şiirlerinde en önemli noktalardan birisi de, onun bir Lâdikli olarak şiirlerini Lâdik (Konya) ağzıyla söylemiş olmasıdır. Bu konuda bizim uygulamamız şöyle olmuştur: Ölçüyü ve kafiyeyi bozmayacak kelimeleri yazı Türkçesine (İstanbul Türkçesi) uyarladık. Ancak böyle bir bozulma olacaksa kelime ve ifadeyi aynen koruduk. Lâdik’e has ve yabancı kelimeler için eserin son kısmına küçük bir lügatçe koyduk. Ara sıra ifadenin veya kelimenin anlaşılması için nazal n veya sağır kef dediğimiz sesi ifade için “ň” harfini kullandık. Kafiye kurma konusunda da Lâdik ağzından kaynaklanan bazı durumlar vardır. Sert sessizlerden bazılarının (p,ç,ş,t,k) kafiye olarak kullanıldığını gördük. Ç ve ş seslerinin söylenişi bu ağızda pek farklı değildir. Yine r ve l sesleri de kafiye olarak kullanılmış, geniş zaman ekindeki r sesi kendisinden sonra gelen çokluk eki –ler’in ilk harfinden etkilenerek l’ye dönmüştür. Şiirler okunurken bunun gibi bazı kullanımlar göz önünde bulundurulmalıdır. Ahmet Ağa ile ilgili yanlış bir algılama neticesinde şiirlerinden çok menkıbeleri ön plâna çıkmıştır. Allâh dostu bir velinin, yine O’nun izniyle bir takım kerametlere nâil olmasından daha doğal ne olabilir? Ancak Ahmet Ağa’nın en büyük kerameti, bir ümmi olmasına rağmen birçok hikmetli bilgilerle dolu, ilgili ölçülere uygun şiirler söylemesidir. Yukarıda ifade ettiğimiz, şiirdeki bir takım noksanlıkların, elimizdeki birçok el yazması metinler yeni yazıya aktarıldıktan ve sevenlerinden yapacağımız sözlü derlemelerden sonra telafi edileceği inancındayız.
Şimdi sizleri bu şiir deryasıyla baş başa bırakıyoruz.
Kimler yaptı bu Ravza’nın yapusu Melâkeler açtı tavaf kapusu Hacerül-esved’in güzel kokusu Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Ravza’na bakmaya insan mı kanar Işkından içenler böyle mi yanar Ebubekir Ömer hem Osman da var Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Bu Ravza’da vardır yeşil direkler Saçaklara dolmuş bütün melekler Burda kabul olur duâ dilekler Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Halkı saf bağlayıp na’tler okurlarSokakları kokar türlü kokularEnbiya evliya burda yatırlar Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Hep âşık olanlar murada irmez İzin gelmeyince Ravza’na girmez Işkından içenler kendini bilmezAçın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Ben senin ışkını genç iken içtimŞimdi mecnun olup dağlara düştüm Terk ettim dünyayı, dünyadan geçtim Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Zümrütten yakuttan yapısı da var Besmele yazılmış kapısı da var Senin ümmetinin hepisi de var Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Gecelerde eser senin yillerin Hakikatten açan senin güllerin Ümmetine şifa olan dillerinAçın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Bir mekânım vardır bilmem ki nerde Işkından içeli uğradım derde Nurunu ararım semada yerde Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Çıkarım dağlara yol vermez dağlar Yüz tutup Mevlâ’ya sıdk ile yalvar Ol Fatma-yı Zehra validem de var Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Ravza’nın içinde zahitler dolu Ol Mevlâ’m yolladı bu âciz kulu İsyanım sorarsan defterler dolu Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Ol Ravza’yı gördüm ettim kıyamı Yeryüzüne saçtım gülü reyhanı Senin nurun aydınlattı cihanı Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Bilirsin cismim hep sana söylerim Ol kapından gitmez kara yüzlerim Boran gibi yaşlar saçan gözlerim Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Enbiya evliya makamı bildir Oku Kur’an’ını ahkâmı bildirSana ümmet olmak bir gonca güldür Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
İstemem dünyayı cihanı versen O asi Ravza’ma girmesin dersen Vazgeçmem ben senden kabire girsemAçın bu Ravza’yı habibi de varCümle dertlilerin tabibi de var
Nice armağanlar verdiler bana Ümmetinden selâm getirdim sana Allâh’ın aşkına rahmeyle bana Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Yangınlar yanar da dumanı nerde Işkın ateşi var kaynıyor serde Kalkmayınca görmez gözdeki perde Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
Uzaktan yakından sana gelirler Onu tavaf ettirirler delillerSorun bu Ahmet’i orda bilirler Açın bu Ravza’yı habibi de var Cümle dertlilerin tabibi de var
2.GECELERDE DOĞDU NUR-U MUHAMMED (Yukarı)
Bir hakikat nuru bu kalbe vurdu Mevlâ’m Mevlâ’m diye kıyama durduTecelli eyleyen nuru ararım Hangi beldelere ziyası vurdu
Ol Muhammed nuru teccelli ider Mağribe meşrika ziyası gider Mevlâ kullarına ne ihsan ider Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Evvel-i âlemde yazılmış yazı Haktan hakikatten ayırma bizi Ne hoş yaratmışsın gece gündüzü Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Çok nasihat duydum kalmadı serde Mevlâ demeyince kalkar mı perde Beklerim Mevlâ’dan hidayet nerde Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Kimse kâdir olmaz vasfın itmeye Uzaklardan geldim görüp gitmeye Bülbüller başlamış feryad itmeye Gecelerde doğdu nur-u Muhammed Bu yalan dünyada ne sefa sürdüm Temiz tâhir iken isyana girdim Âlem-i ervahta ne ahit virdim Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Bu yalan dünyada sürmedim sefa Bu dünya kimseye eder mi vefa Hani o Süleyman nerde Mustafa Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Bu aşkın zevkine insan mı kanar Bir kürsü kurulmuş kandiller yanar Evliya enbiya safları da var Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Ol dostların gelir Hint’ten Yemen’den Sana âşık olan geçer mi senden Ravza’sına soruň, memnun mu benden Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Duymadın mı gönül mahşer var dirler Dürülüp semalar atılır yirler Okunup defterler hesap virirler Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Çok ahitler verdim, adam olmaya Aktı gözyaşlarım, döndü deryaya İlticalar ettim ulu Mevlâ’ya Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Şu esen yellerin reyhanına bak Yıldızlar doğdu mu, attı mı şafak Şu yatan ümmetin gafletine bak Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
İsâ’nın Musâ’nın bastığı yerler Enbiya evliya orada derler Salih’in devesin n’itdiniz çöller Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Kumları savrulup çölleri yanar Acıdır suları insan mı kanar Görmelere şâyan ne kavimler var Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Kimi feryad eder kimisi ağlar Şehitler yaresin hûriler bağlar Musâ’nın Tûr’udur karşıki dağlar Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Kumlara boyandı şehitler kanı Veren alır imiş bu tatlı canı Nelerden kurtarır Mevlâ insanı Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Zümrütten yakuttan kasırları var Selsebil ırmağı, suları çağlar Muhammed nuruna bu cihan ağlar Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Semayı devreder şu çark-ı felek Saflar bağlamışlar, kıyamda melek Ravza’nın üstünde bir nurdan direk Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Muhammed adın mağrip maşrık anardı Aç gelen kervanlar burda kanardı Eskiden bu çöller böyle yanardı Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Bir virana geldim baykuşlar ötmez Çöllerin hayali kalbimden gitmez Bu yanan çöllerde ot bile bitmez Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Dertliyim derdimin çaresi nerde Pervaneler gezer gittiğim yerde Beni bu hâllere getiren nerde Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Dertliyim derdimin çaresi yoktur Yaratan Mevlâ’da şifâsı çoktur Mevlâ’mdan başka sahibim yoktur Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Kimseler bilmez benim işimi Bu aşkın yoluna koydum başımı Dikmesinler benim kabir taşımı Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Gece gündüz durmaz feryad iderim Ümmetim demezsen nere giderim Ol ulu Mevlâ’dan hicap iderim Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Beni bu diyardan alıp atsınlar Köle diye pazarlarda satsınlar Beni Ravza’sına bekçi yapsınlar Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Bezirgânım ben yükümü sararım Yollarım korkuçluk çare ararım İsyana batmışım neye yararım Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Alıp defterimi okuyup durma Gizli sırlarımı ayana vurma Bu fâni dünyada eğlenip durma Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Bahreyin’den doğru yelleri essin Aşk-ı Muhammed'e yananlar gelsin Tabipler toplayın derdimi bilsin Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Surları vurulup dürülür haylar Karışır atılır deryalar dağlarHerkes kabirinin üstünde ağlarGecelerde doğdu nur-u Muhammed
Yağmurlar yağar da engine akar Bu ışkın ateşi derûnu yakar Göz uykuya doymaz şafağa bakar Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Muhammed nurunu gördün mü dağlar? Vadiler sahralar âh çekip ağlar Şehitler yaresin hûriler bağlar Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Hakk’ın âşıkları erken uyanır Çırpınır yürekler can mı dayanır Çiçeklerin rengi gece boyanır Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Ötme bülbül ötme güle mi yandın Yoksa âşık mısın erken uyandın Hakikat bağının gülleri açmış Yoksa onlardan reyhan mı aldın
Ötme bülbül ötme gülün dalından Herkes ne anlasın senin hâlinden Belki hayırlıdır gece gündüzden Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Ötme bülbül ötme vazgeçme bizden Âşık olmayanlar ne anlar sizden Belki hayırlıdır gece gündüzden Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Ötme bülbül ötme yolumdan kalmam Cihanı verseler istemem almam Sen de benim derdimin çaresi olman Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Ötme bülbül ötme kalbimde yare Sen de arar mısın derdine çare Tecelli eyleyen nuru ararımGecelerde doğdu nur-u Muhammed
Erbâb-ı hakikat seyretmek gerek Nuru devran eder, ins ile melekBizi bu dünyadan göçürür felek Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Sahrada yayılır bülbüller öter Düzülmüş safları dizilmiş katar Erbâb-ı hakikat görmeklik yeter Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Dalamaň yüzemeň deryada n’araň Dürr ile mercanı ehlinde araň Ol Mevlâ indinde ne işe yaraň Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Nuh’un zamanından haber virdiler Nasranî Yahudi şarktan sürdüler Müslüman askeri bura girdiler Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Dertlidir derdine bir çare arar Ne amel işledin Mevlâ’ya yarar Ol mahşer gününde ne sorgular var Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Niçin hizmet eden sen bu güllere Mektubumu verdim esen yellere Benden selâm söyleň ulu Server’e Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Gafil olma gönül Mevlâ’ya yalvar Mevtin acısından bu cihan ağlar Muhammed nurunu gördün mü dağlar? Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Kur’an’ı halk ettin Levh-i Kalem’de Seviye kalmadı cümle âlemde Yerlerin göklerin hâkimi sende Seherlerde doğdu nur-u Muhammed
Bu yalan dünyanın ne sefası var Hani Cercis, hani Habib-i Neccar Bu dinin yolunda can verenler var Seherlerde doğdu nur-u Muhammed
Bir selam gelmişti safi dostumdanElbisesi vardır hayvan postundan Bu dünya gahlesi gitmez üstümden Seherlerde doğdu nur-u Muhammed
Yedi kat semayı bezedi nurun Allâh’a kul olursan cemali görüň Mağribe meşrika hükm-ü Rasülün Seherlerde doğdu nur-u Muhammed
Nasıl olsa uhraya varacak yolum İsyanlara battı senin bu kulun Yatma gecelerde Mevlâ’yı buluň Seherlerde doğdu nur-u Muhammed
Lâleleri açmış suları akar Senin hasretindir derûnu yakar Ol nur cemaline insan mı kanar Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Dertliler gelmişler dermanın arar Ne amellerim var Hüda’ya yarar Nur-u Muhammed’in şefaati var Gecelerde doğdu nur-u Muhammed
Yüz tutup Mevla’ya ol Mevla’m derdim Temiz tahir iken isyana girdim Elestü bezminde ne ahit verdim Seherlerde doğdu nuru muhammed
Hakikat bağının açmış gülleri Hakk’ı tevhit eder durmaz dilleri Ol Muhammed enbiyalar serveri Medet medet der de yanar bu gönül
|