|
Hamd, âlemlerin RABBİ, merhametli olan, merhamet eden ve DİN GÜNÜ’nün sahibi olan ALLÂH’a mahsustur. Salât ü Selâm, O’nun mükerrem rahmet Peygamberine ve O mübarek zât-ı akdesin âline ve de insanlığın şeref mümessilleri güzide Ashabına olsun...
NOT: Aşağıda beyitlerin yer aldığı iki farklı kitap bulunmaktadır.
>>>>>>Üveysî
Veli Lâdikli Hacı Ahmed Ağa (Osman KARABULUT)
>>>>>>Lâdikli
Âşık Ahmet Hüdâî (Ahmet ELMA, Erhan KAYA)
Bir Ziyaretimde Hacı Ahmed Ağa Anlatmışlardı..; (Yukarı)
“Edirne’de askerlik yapan bir Türk Çavuşu, iki Bulgar subayına, Edirne’nin Askeriye’ye ait planlarını ağır bir para karşılığı satmış, kimsenin haberi yok. Manevi emir aldık, yine iki arkadaş görevlendirildik. Bulgar Subayları planları alıp Kumandanlarına teslim etmek üzere merdivenlerden çıkarlarken bir anda arkalarından yetişerek birine ben birine arkadaşım tepelerine vurduk. İkisi de merdivenlerden aşağr yuvarlandılar. Hemen ceplerinden planları alarak yerlerimize döndük. Sıra Çavuş’a geldi; Vatan haini olduğundan, o da öldürülecekti. Terhis oluncaya kadar dokunmadık, manevi emir öyle idi. Nihayet terhis oldu, külfetli bir para ile sevinerek binmiş, memleketine dönüyordu. Memleketine gelip, tam trenden inerken; Onun da tepesine vurduk, sanki trenden düşüp ölmüştü. Böylece vazife yapılmış oldu.”
Yine Bir Ziyaretimde Hacı Ahmed Ağa Anlatmıştı;
“Konya Ereğlisin’de taze bir gelin, ilk çocuğu kucağında babasının evine gitmek isteyen gitmek üzere bir taksiye biner. -Falan yere gideceğim der. Taksici yola düşüp giderken fikrini değiştirir, son sürat gelini alıp kaçar. Gelin taksinin içinde feryat eder ama kim duyar. Gelini kurtarmak için Mevla’dan izin çıkmış, Hocam bana: - Ahmed yetiş! Gelini kurtar. Taksicinin işini de bitir.. dedi. Allah’ın izniyle yetiştim, son sürat giden taksinin içinden, gelini kucağında çocukla yolun kenarındaki kaldırıma oturttum. Taksiye de bir el sallayıp, işini bitirdim Allah’ın izniyle. Gelin korkudan tir tir titriyor, beti benzi atmış. Sapsarı sararmıştı: - Kızım korkma bana Konya’nın Ladik kasabasında çoban Ahmed Ağa derler. Şimdi bir otobüs gelecek seni ona bindireceğim, babana selam söyle.. dedim. Biraz sonra otobüs geldi, gelini otobüse bindirip şoföre tembih ettim; - Bunu babasına teslim et..! deyip uğurladım. Aradan bir zaman geçti. O gelin babası ile Ladik’e gelmişler, sonra bizim odayı bulmuşlar. Gelin beni görünce: -Baba, işte beni kurtaran Hacı Baba..! dedi. Bize teşekkür edip gittiler.”
Bunları yaşayan kimseler şu anda hayattadır.!!
Kore harbinin olduğu devre, yine bir ziyaretimde;
Hacı Baba’yı ziyaret için Ladik’e gitmiştim, gece odasında kalıp odasında misafir olduk. Yatsı namazına kadar beraber kaldıktan sonra, Hacı Baba namazı kıldı ve sonra bizden müsaade alıp gitti. Sabah namazında geldi ve bize: “ Bugün Kore’de idik; Türk askeri çember içine girmiş, imha edilmek üzere idi. Kurtarılmak için Mevla’dan izin çıktı, manevi arkadaşlarımla Kore’ye yetiştik. Bizim askerin önüne düştük. Kafir askerleri bizi görürler ;lakin bizim askerler göremezler. Kılıçları çektik, küffar askerini kılıçtan geçirerek bizim askere yol verdik. Bakın sabah radyo haberleri verirken duyacaksınız..!” dedi. Sabahleyin bir radyo getirdiler, ilk haberleri açtılar; “Kore’de bulunan, Albay Tahsin Yazıcı oğlu komutasındaki Türk çember içine alınmış. İnanılmaz bir kahramanlık örneği vererek çemberi yarmış, kafirleri perişan etmişler..” diye radyo haber veriyordu..! Çemberi yaranın kimler olduğundan onların haberleri yoktu. İşte Allah’ın manevi ordularının vazifeleri..! Mübarek Hacı Baba, Kore’ye çıkışlarını şu beyitleriyle dile getirmişlerdi..;
Zıvarıklı Hacı Ahmed ağabey anlatmıştı;
Zıvarık (Altınekin) Büyük cami imamı Hacı Nuri efendiden, Hacı Ahmed Ağa’ya verilmek üzere Ladik’e mektup götürmüştüm. Ladik’e varınca, Hacı Babanın evine vardım. Bahçede olduğunu söylediler. Oraya gittim, Hacı Baba’yı orda buldum. Selam verip mektubu verdim. Beraber otururken postacı Seyyid Ali geldi. Hacı Baba: “Oğlum, bugün burada Dua var..” dedi. Bu arada Ceylan dağından, Hızır Aleyhisselam inip geldi. Ceylan deresinde birleştik. Selamlaşıp hal hatır sorduktan sonra Hızır Aleyhisselam, Hacı Ahmed Ağa’ya: “Bir beyit söyle Mevlana.” dedi. Hacı Ahmed Ağa haya edip söylemedi. Hızır Aleyhisselam: “Satılır Cennetler Künde bezeller Bilmezler Hakikati boşa gezeller Bir araya cem olsa da güzeller Nideyim Cemalin ben görmeyince”
Beytini okudu, Hızır Aleyhisselam, Ahmed Ağa’ya: “Mevlana bir de sen söyle.” dedi. Hacı Ahmed Ağa: “Aşıklar aşkından almışlar bir tat Ne cennet isterler ne de saltanat Onlar arıyorlar nur-u Hakikat İlle Cemalini ben görmeyince”
Bu arada Hacı Ahmed Ağa’ya: “Mevlana, bu kuyunun suyu kendi suyudur bitmez, tükenmez..” dedi. Hızır Aleyhisselam, bana: “Bir de sen söyle Ahmed..” dedi. Ben de Hacı Ahmed Ağa’nın bir beytini söyledim: “Kalksa gözün perdesi baksan Hakk’ın hikmetine Çifte sancaklar indi İsa’nın inmesine Alametler belli oldu Mehdi’nin gelmesine Enbiyalar kılıçlandı Teccal’in fitnesine Kılıçlara nur doğdu Moskof’un yok edilmesine Bu kelamlar Hak kelamı kalplerin ikaz edilmesine”
Bu beyitleri okuduktan sonra, lüzum eden konuşmayı yapıp bir birimizden ayrıldık.
Bir gün Zıvarıklı Hacı Nuri efendi Hoca ve Zıvarık’tan Hacı Ahmed Ağa;
Ladik’e Hacı Ahmed Ağa(K.S) Hazretlerini ziyarete gitmişler. O gün odasında misafir olup kalmışlar. Akşam Hoca efendi: “Hacı Baba, müsaade buyurun da, Üstadım Hacı Sami Efendiyi ziyarete gideyim..” demiş. Yatsı namazından sonra, Hacı Baba müsaade alıp gitmiş. Sabah namazından evvel de gelip: “Hoca Efendi, Sami Efendi Kayseri’ye gitti. Oradan Adana’ya geçecek. Oradan da Konya yoluyla İstanbul’a geçecek, seni görüştüreceğiz..” demiş.
Hacı Baba: “Üstadım, Şems’in imamı Osman efendiyi tain etti, ben ona söyleyeceğimi o da seni getirecek..” demiş.
Benim haberim yok. Ertesi gün Hoca efendi ile Ahmed Ağa, benim camiye Şems’e geldiler. Hoş beş ettikten sonra..: “Sana müjde, Sami Efendi Hazretleri Konya’ya gelecek..! Hacı Ahmed Ağa haber verecek, sen de bizi götürüp Hazret ile görüştüreceksin..” dediler. Tabii ki sevincimin ölçüsü yoktu. Hoca Efendi ve Ahmed Ağayı misafir ettim, bekliyoruz hayırlı haberi.. Konya’dan bir ferdin haberi yoktu. Ertesi gün ikindi namazından on dakika evvel, Ahmed Ağa ile ikimiz caminin önünde oturuyorduk, iki kişi gelip Selam verdiler. Biri iri yarı uzun boylu, iri iri gözlü, pehlivan yapılı. Diğeri, orta boylu, zayıf, boynunda çanta asılı idi. Zayıf olan dedi ki: “Ben Hadim’den geliyorum, arkadaşım da Ankara’dan geliyor. Mevlana Hazretlerini ziyarete gelmiştik; lakin Mevlana kapalıymış, Şems’i Tebrizi’yi ziyarete geldik.” dedi. Ben de: “Buyurun efendim.” dedim. İçeri kapıyı açtım, Hazretin yanına girdiler. Bu arada bir çocuk gelip..: “Hocam seni kayınvaliden çağırıyor..!” dedi. Ben dışarı çıkınca, o zayıf olan bizim arkadaş Ahmed Ağa’ya : “Benim arkadaşa iyi bak, İlmi Ezeli’de tanışmıştık. Burada gözlerinden tanıdım, sen de gözlerine iyi bak, bu Hoca’dır..! “ der. Lakin bizim arkadaşın basireti kapanmış anlamaz. Ben geldim..: “Efendim Huzurda konuşulmasın!..” dedim. Hemen Hazretin yanından çıktılar, Ezan-ı Muhammediyye de okunmaya başladı, arkamda namazı kıldılar. Kalkıp giderken, o pehlivan yapılı Zat bana öyle bir baktı ki, ben de anlamadım. Elinin biri sarılıydı.; Serçe parmakla yüzük parmağı bir derinin içinde, baş parmak bir derinin içinde, orta parmak açık boşta. Acayip bir sargı, eldiven desem eldiven değil. Yine bir şey anlamıyordum. Namaz bitince, cemaatin bir kısmı camide, bir kısmı kapıdan dışarı çıktı.. Önü park, malum. Hemen Ahmed Ağa pür telaş dışarı çıktı, geri geldi. “Ne oldu yahu!..” dedim. “Sen sorma bu gelenler boş değillerdi.! Bana bir şeyler söyledi o zayıf olan Zat; lakin ben bir şey anlamadım. Dışarı çıktım ki kaybolmuşlar. Onun için koştum..” dedi. Meğer bu gelen kimseler; Pehlivan yapılı, eli sarılı olan Hacı Baba’nın Hocası Hızır Aleyhisselam imiş. Orta boylu zayıf olan ise, Ricali Gayb’dan Nabi Hazretleriymiş. Ladik’e Hacı Baba’yı ziyarete gittiğimizde, biz söylemeden..: “ Oğlum Hocam ile Nabi Hazretleri sizin camiye varmışlar, siz bilememişsiniz..” dedi. İşte bu zatlar ikindi namazında geldiler, akşamla yatsı arasında da Üstadım Hazretleri de Konya’ya gelmişler. Hacı Ahmed Ağa akşam namazından sonra Halcının oğlu ile yeğenini bana göndermiş. Onlar taksiyle bize gelirken eski İş Bankasının orada karşılaştık. Bana: “Ahmed Ağa bizi gönderdi, Hoca efendi ile arkadaşını saat beşte Sarayönü yolu üzerine çıkaracaksın.” deyip geri döndüler. Ben de eve gelip Hoca Efendi ve Ahmed Ağa’ya müjdeyi verdim; geldiler diye. O haberciler bize tekrar geldi; “Saat üç buçukta çıkaracaksın” diye söyleyip gittiler. Sabah üç buçukta denilen yere çıkardım. On dakika sonra taksiyle; Üstadım Sami Efendi Hazretleri, Hacı Ahmed Ağa hazretleri ve Halıcı Mehmed Efendi teşrif ettiler. Tam seher vaktiydi, teker teker kenara çekip; evvela Hoca Efendi, ondan sonra Ahmed Ağa ve ondan sonra da benimle görüşüp lazım gelen talimatı verdiler. Veda ederek Ladik’e, oradan İstanbul’a gittiler.
Zıvarıklı Hacı Ahmed Efendi anlatmıştı..;
“Bir gün Hacı Ahmed Ağa, Zıvarık büyük cami İmamı Hacı Nuri Efendi Hoca ve ben, Konya’da Üçler mezarlığını ziyaret ettik. Ziyaretten sonra Mevlana Hazretlerinin kapısına geldik. Kapılar kapalıydı. Hacı Ahmed Ağa cezbeli bir halle şu beyitleri söyledi..;
AÇIN KAPIYI BEN GELDİM
Baldan olur kalbe şeker Bu yangını ceset çeker Ne olur hal çeke çeke Götürürler ol gurbete
Vardım aşkı pervaneye Hak esrarı divaneye Selam verdim Mevlaneye Açın kapıyı ben geldim
Selam Enbiya Erenler Hakka arzuhal verenler Açıp kapıyı girenler Açın kapıyı ben geldim
Kokun Enbiya kokusu Uyursun ahret uykusu Geldiğim Hakk’ın kapısı Açın kapıyı ben geldim
Senin aşkın düştü bana Hak hidayet verdi sana Seherde Cennet Reyhana Açın kapıyı ben geldim
Hak eyledi beni yoktan Hidayet ererse Hakk’tan Rahmet iner Semavat’tan Açın kapıyı ben geldim
Seherde Cennet Reyhanı Ahmed seyret Asumanı Çıkar bu aşkın dumanı Açın kapıyı ben geldim
Bu beyitleri okuduktan sonra; kapalı bulunan Dergah’ın kapıları, gecenin ilerlemiş saatlerinde , insan eli değmeden açıldı ve Hacı Ahmed Ağa içeri girdi. Hacı Nuri Efendi Hoca ile ben dışarıda kaldık. Bir müddet sonra Hacı Ahmed Ağa dışarı çıkıp yanımıza geldi ve birlikte yerlerimize döndük.!”
Bir Ziyaretimde Hacı Ahmed Ağa anlatmıştı.;
“Bir gün, pilot Teğmen uçağı ile eğitim uçuşu sırasında, uçağı arıza yapıyor ve bir tarlaya mecburi iniş yapmak durumunda kalıyor. Her ne kadar yerde arızayı gidermiş ise de, uçağın bu tarla üzerinden kalkmasının imkanı yok. Bulunduğu yer öyle ıssız ki çevrede canlı yok. Hocam emir verdi...;
-Ahmed, git şu pilot Teğmen’e yardım et,uçağını kaldır..dedi. Hemen geldim, pilot çaresizlik içerisinde bocalamakta, ne yapacağını bilememekte idi. Selam verdim; -Ne yapıyorsun delikanlı?.. dedim. O da durumunu anlattı. Ben dedim ki: -Oğlum sen uçağı çalıştır, kalkış için ben sana yardım edeyim! Şaşırmış bir halde: -Nasıl yardım edeceksin? dedi. -Sen çalıştır. ben uçağı kaldırayım.! dedim. -Hacı Baba kaç tonluk dört motorlu bir uçak. Nasıl kaldıracaksın..? dedi. -Yavrum! Sen çalıştır bakalım.! dedim. -Neyse çalıştırayım bakalım.. dedi ve uçağı çalıştırdı. Allah’ın izniyle: -Bismillah.. Ya Allah..! deyip yardım edip uçağı kaldırdık ve uçup gitti.”
Pilot der ki: “Hacı Baba uçağı kaldırıpta, uçak havalanınca; uçağın kuyruk tarafına oturduğunu gördüm ve.. -Eyvah, Hacı Baba düşecek.. dedim. Bir müddet sonra, Hacı Baba bulunduğu yerden kayboldu. Ben yine; -Eyvah, Hacı Baba düştü!!.. diye müteessir olmuştum. Mensup olduğum karargaha varıp durumu ve başımdan geçenleri kumandanıma anlattım. Kumandanım bana; -Maneviyat adamlarından biri sana yardım etmiş..! dedi.”
Pilot Teğmen bu maneviyat adamları nerede bulunur acaba, diye araştırma yapıyor. Şarkta filan yerde var diyorlar, tarif edilen kimseyi buluyor; fakat aradığı ve gördüğü değil. Böyle bir çok yerleri geziyor. Nihayet bir gün Konya’da Ladikli Hacı Ahmed Ağa’yı haber veriyorlar.
Konya’ya gelip Hacı Ahmed Ağa’yı soruşturuyor, kendisine Ladik kasabasını tarif ediyorlar. Bir arkadaşı ile taksiye binip Ladik’e geliyorlar. Hacı Ahmed Ağa’yı sorarak odasını öğreniyorlar. Pilot, Hacı Baba’nın odasına giripte, kendisini görünce..
-Hah.. işte bu amca..! deyip, eline ayağına sarılıyor. Hacı Ahmed Ağa.: -Oğlum benzetmiş olabilirsin.. diye gizlenmeye çalışırsa da. Pilot.: -Hayır yanılmıyorum, o sendin..! diyordu. Beraberce camiye gidip geldikten sonra, o gün orada misafir kalıyorlar. Ertesi gün veda ederek yerlerine dönüyorlar.”
(Yukarı)
>>>>>>Lâdikli Âşık Ahmet Hüdâî (Ahmet ELMA, Erhan KAYA)
MENKIBELER HAKKINDA
(Yukarı)
|